Spoiler
Aoki Takao'nun önsözü
Yuri Ivanov, Beyblade'nin ilk serisinde ana karakter Kinomiya Takao'nun en güçlü ve son rakibi olarak ortaya çıktı.
Karakter yaratma açısından (2000 yazında) sevdiğim karakterlerden biriydi, bu yüzden hemen onun küçüklüğü ve
üzücü geçmişi ile birlikte başka fikirler aklıma geldi. Sonunda mangaya dahil etmeyi düşünüyordum, ama bunu gerçekleştiremedim.
Bu parçayı cilt 12'nin sonuna koymayı düşündüm. 2003 sonbaharında çizimlerimi ve fikirlerimi romancı Tachimori Megumi'ye
getirdim ve romanı oluşturdum.
Ne yazık ki, çeşitli nedenlerden dolayı cilt 12'nin sonuna koyamadım. Ancak burada yayınlayabildiğim için mutluyum.
Resimler o sırada çizdiğim şeyler.
Dünyadaki tüm mangalarda bulunandan biraz farklı bir bakış açısını sevmeniz, beni mutlu eder.
1999 Kışı
Şiddetli bir darbe sesi ile, havaya fırlayan Beyblade paramparça oldu. İçinde yüzden fazla çocuğun nefeslerini içinde tuttuğu
Beyblade alanı birden sessizleşti. Bu sessizliği bozan şey ise, yenilen ve Beyblade'i kırılan çocuğun çığlığı oldu. Bu çığlık
sesi ise diğer çocuklar tarafından bastırıldı.
Çocuk yere yığıldı, kırılan Beyblade'in parçalarını topladığı sırada bana baktı. Gözlerinin içine bakınca, sadece yenilginin
acısını değil, mücadele azmini de gördüm. Bir kez daha ayağa kalktı ve antrenmana geri döndü. Savaşmak ve kazanmak dışında
başka bir şey yapmak mümkün değildi. Ben de dahil olmak üzere hepimiz için geçerliydi.
''Sen neye bakıyorsun, Yuri?'' diye sordu Boris. Arkamda olduğunu biliyordum.
''Kar.'' diye cevapladım.
"Anlıyorum," dedi Boris, susmadan önce. Kulaklarımız Beyblade'lerin sesi ve eğitim makinelerindeki titiz
egzersizin nefes nefese sesi ile doluydi. Volkov'a katıldığımdan beri, hergün aynı şey oluyordu.
Gözlerimi açınca Severodvinsk limanını gördüm. Kıyı şeridinin ötesinde Beyaz Deniz tamamen buzla kaplıydı ve kar acımasızca
yağmaya devam ediyordu. Karın, dünyanın tekrar ortaya çıkana kadar erimesi zaman alacaktı.
Hayır, dünya hiç ortaya çıkmasaydı daha güzel olurdu. Beyaz karlar beni büyüledi. Bu manzarayı sevdim.
"Kar güzel," dedim doğal olarak. Boris arkadamdan yürüdü ve hafifçe başını salladı. Bu şekilde hisseden sadece
biz değildik; buradaki çocukların çoğu da muhtemelen kardan etkilenmişti.
Her şeyi gömdü ve soğuk heryeri kapladı. Ama ayrım yapmıyordu. Zenginler ve fakirler ya da mutlu ve mutsuzlar
arasında ayrım yapmadan düşmeye devam etti. Yoksulluğu ve mutsuzluğu bilen çocuklar ise kardan hiç hoşlanmazdı.
Mutlu hatıraların ne demek olduğunu biliyordum. Babam gururlu bir askerdi ve annem kibar, neşeli ve harika bir aşçıydı.
Anılarımın derinliklerinde sıcak bir ev vardı ve içeride kahkaha sahneleri vardı. Ama bu zayıf bir hatıraydı.
Ülke rejimi değiştiğinde babam askerlik işinden oldu. Gurur ve hırsını kaybetti. Tutunabileceği tek şey
geçmişin ihtişamı ve daha iyi günleri hatırlamaktı. Eskiden gururlu bir asker, annemin kocası ve babam olan insan
alkol bağımlısı oldu. Birçok kez sebepsiz yere eşine ve oğluna el kaldırdı.
Bir zamanlar, hep gülümseyen annem ise üzülüyordu ve gözünde korku vardı. Yarım yıl sonra annelik sorumluluğundan kaçtı
ve bizi terketti.
Annenin ortadan kaybolmasından sonra babamın uyguladığı şiddet daha da kötüleşti. Yine de onun yanında kaldım.
Annem bir gün dönecekti. Babam sonunda gururlu ve nazik bir adam olacaktı. Hep bunu umuyordum.
Bu yüzden ona yiyecek ve alkol getirmemi talep ederken beni zulmeden babamla kaldım. Yaşamak için çalmak zorundaydım.
Bu sırada Boris ile tanıştım.
O da benimkine benzer şeyler yaşamıştı. Bu yüzden sokaklarda buluştuk ve bir bakışta birbirimizi anlıyorduk
İkimiz de insanları kandırıp, çalıyorduk. Bu zor günlerde gelişme olmasa bile, birbirimizi hep kolladık.
Bazen gülümsemem geri dönüyordu, ama bu gülümseme sahte bir yaşamın getirdiği bir yanılsamadan başka bir şey değildi.
Sürekli çaldığımızı bilen insanlar Boris ve bana hep dikkat ettiler ve bir keresinde kasap dükkanının sahibi
tarafından kurulan bir tuzağa yakalandık. Kaçamadık. Elbette fakir bir kasabada yasalar işlemezdi.
Yakalandığınızda, polise teslim olmaktan bile daha kötü şeyler olurdu.
Sonumuzun geldiğini düşünüyordum.
Umudumu yitirdiğimde, Volkov yardım elini uzattı.
Volkov, büyük bir atletik yetenekleri olan çocuklar için Rusya'nın topraklarını, bir adamın hırsını
elde etmek için ovuyordu.
Volkov'un davetine ne yanıt vereceğimden emin değildim. Gerçek amacı ise benim için büyük bir gizemdi.
Ben ise hem ahlaksız hem de küfür eden, ama hala babam olan adamda ve dönmesini umduğum annemi düşünüyordum.
Soluk ama mutlu hatıralara tutundum. Ama gözlerimi açtığımda ortaya çıkan şey, uzun ve pis ayak tırnaklarını açığa
çıkaran, delikleri olan pis taş döşeme ve ayakkabılardı - gerçek olan buydu
Şimdi, hem Boris hem de ben, güçlenmek için buradayız. Beyblade ile dünyayı ele geçirmeye çalışan Volkov tarafından kurulan
bu yerdeyiz.
Boris tekrardan ''Sen neye bakıyorsun, Yuri?'' diye sordu. Yüzüne baktım. Suskundu ama bir endişe vardı. Gerçek sorunun bu
olmadığını biliyordum.
Buradan sonra bize ne olacaktı? Büyük olasılıkla sormak istediği şey buydu. Burada dursaydık açlıktan veya soğuktan korkmazdık.
Huzur içinde uyuyabilirdik. Olanlara kıyasla, bu şey bir cennetti. Ama güçlü kalacağımız zaman, bu zamandı. Neredeyse bin
tane çocuk, dünyanın en güçlü Beybladeçisi olmak için eğitim alıyordu. Kaybettikleri anda her şey biterdi. Her gün, kaybeden
çocukların buradan kovulduğunu görüyoruz.
Boris, savaş ve eğitim günlerinin ne zaman biteceğini bilmemesinden endişeliydi. Eğitim günleri ve kazanma baskısı...
İçimdeki belirsizliği hissettirmedim. Kaybetmenin imkansız olduğunu biliyordum, çünkü herkesten daha güçlüydüm.
Peki neye bakıyordum? “Gelecek,” gülümsedim.
Beyblade ile dünyayı kontrol etmek. Önümde duran parlak yol buydu.
''-değil mi?''
Boris başını salladı. Belirsizlik izi yüzünden kayboldu.