Kur'an'a göre yazdıklarım gibi olacak; Kıyametin kopuşu dehşetlidir, kıyametin kopuşu ile yeryüzü ve gökyüzü dağılacaktır. Kıyamet İsrafil meleğinin Sur'a üflemesiyle başlayacak. Sur’un ikinci defa üflenmesiyle her canlı ölecek.
Bilim adamlarına göre ise bir sürü senaryo var. Ben bunlardan ikisine değineceğim.
1- Güneş büyüyecek ve gezegenleri içine alacak. Dünya'da bundan nasibini alacak.
2- Samanyolu galaksisi ile adını unuttuğum bir galaksi çarpışacak. Tabi insanlar yaşamaya devam ederse o çarpışmada ölürler.
Evet 1.olacak gibi ama biz onu göremeyiz. 5,5 milyar yıl sonra bilimsel verilere göre güneş tükenecek mi patlayacak mı birşey olacak, işte o zaman kesin olarak dünyanın sonu gelecektir. Bilimin amacı ise evrende yaşama elverişli başka bir gezegen bulurlarsa çok ilerde insanlığı başka bir gezegene götürmek. Tabii şuanlık bu olay imkansız ama ileride teknoloji çok ilerlerse ki ilerler eminim ama yine bu başarılabilir mi bilmiyorum zira herhangi bir filmde değiliz, gerçekçi olmak lazım. Tabii önce yaşama elverişli olduğundan emin olduğumuz bir gezegen bulmak gerekiyor. Bir de ışık hızı olayları var bu yüzden şuanlık imkansız gibi görünüyor. 5,5 milyar yıl sonra ne olur bilemiyorum. Evrende sonsuz samanyolu var bizler sadece bunların birindeyiz. Carl Sagan'ın da dediği gibi ''Evrende yalnız olduğumuzu düşünmek, okyanustan bir bardak su alıp balinalar yok demekle aynı şey.'' Yani evrende başka tür canlılarla iletişime geçileceğinden de eminim. Konuyla pek ilgili olmasa da Carl Sagan'ın bir yazısını eklemek isterim;
Soluk Mavi Nokta, Dünyanın Voyager 1 sondası tarafından rekor uzaklıktan çekilen bir fotoğrafı. Fotoğraf, dünyayı uzayın sonsuzluğu içinde tek başına gösterir.

ve bu fotoğrafı yorumladığı efsane sözleri:
Şu noktaya tekrar bakın. Orası evimiz. O biziz. Sevdiğiniz ve tanıdığınız, adını duyduğunuz, yaşayan ve ölmüş olan herkes onun üzerinde bulunuyor. Tüm neşemizin ve kederimizin toplamı, binlerce birbirini yalanlayan din, ideoloji ve iktisat öğretisi; insanlık tarihi boyunca yaşayan her avcı ve toplayıcı, her kahraman ve korkak, her medeniyet kurucusu ve yıkıcısı, her kral ve çiftçi, her aşık çift, her anne ve baba, umut dolu çocuk, mucit, kâşif, ahlak hocası, yoz siyasetçi, her süperstar, her "yüce önder", her aziz ve günahkâr onun üzerinde - bir günışığı huzmesinin üzerinde asılı duran o toz zerresinde.
Evrenin sonsuzluğu karşısında dünya çok küçük bir sahne. Bütün o generaller ve imparatorlar tarafından akıtılan kan nehirlerini düşünün, kazandıkları zaferle bir toz tanesinin bir anlık efendisi oldular. O zerrenin bir köşesinde oturanların başka bir köşesinden gelen ve kendilerine benzeyen başkaları tarafından uğradığı bitmez tükenmez eziyetleri düşünün, ne çok yanılgıya düştüler, birbirlerini öldürmek için ne kadar hevesliydiler, birbirlerinden ne kadar çok nefret ediyorlardı.
Böbürlenmelerimiz, kendimize atfettiğimiz önem, evrende ayrıcalıklı bir konumumuz olduğu hakkındaki hezeyanımız, hepsi bu soluk ışık noktası tarafından yıkılıyor. Gezegenimiz, onu saran uzayın karanlığı içinde yalnız bir toz zerresi. Bu muazzam boşluk içindeki kaybolmuşluğumuzda, bizi bizden kurtarmak için yardım etmeye gelecek kimse yok.
Dünya, üzerinde hayat barındırdığını bildiğimiz tek gezegen. En azından yakın gelecekte, gidebileceğimiz başka yer yok. Ziyaret edebiliriz, ama henüz yerleşemeyiz. Beğenin veya beğenmeyin, şu anda Dünya sığınabileceğimiz tek yer.
Gökbilimin mütevazılaştırıcı ve kişilik kazandıran bir deneyim olduğu söylenir. Belki de insanın kibrinin ne kadar aptalca olduğunu bundan daha iyi gösteren bir fotoğraf yoktur. Bence, birbirimize daha iyi davranma sorumluluğumuzu vurguluyor, ve bu mavi noktaya, biricik yuvamıza.
"BU SAHİP OLDUĞUMUZ TEK ŞEY".